BİR DE SÖKE’DE BULSA...! (Makalelerim)




































ESİNTİ        

KUŞADASI’NDA MEKTUPLAR ADRESİNİ BULMUŞ...

                ( BİR DE SÖKE’DE BULSA...! )

 Yıllardır kentimizde “Adresini Arayan Mektup..”, “Adresi Eksik Mektup...”, “Mahşerin Dört Atlıları...!” gibi yazılarla, bizce bilinen, kamuoyunca bilinmeyen birçok adreslere mektuplar gönderdik, durduk... Eskilerin dediği gibi : “Ölü Gözünden Yaş, İmam   Evinden Aş...” cansız duvarlardan yansıma, yankılanma yoluyla sesler geldi de maalesef, adreslerini bulamayan mektuplar, aslında adresine gitti de, yanıt alınamadı. Sonuç alınamadı... Bir iki kişi, bir iki kıpırdamanın dışında, herkes suskun, yıllar yorgun biz yorgun, zaman gelip geçti...

Ne hale getirmişiz; güzelim kentimiz Söke’yi dostlar, ne hale getirmişiz de, haberimiz yokmuş.. Gerçi bu yazılar, yorumlar, eleştiriler kentimizde sosyal aktiviteyi arttırıyor, kültür çabaları çoğalıyor, sivil toplum örgütleri son yılların en güzel kültürel etkinlik çalışmalarını, yarışırcasına ortaya koyuyorlar... Bunlara sözümüz yok. Kutluyorum. Tebrik ediyorum. Gönülden destekliyorum.

Ancak; yeterli değil bu çalışmalar, uğraşlar.Söke bundan fazlasına layık ve daha fazlasını da yapabilecek kültürel aktiviteye, evrimleşerek hızla yükselen bir  yetenek gücüne sahip... Bu yeterli değil. Bunlar Söke’nin hem kültür, hem eğitim, hem sanat, hem geçmişten gelen miras servetine ve de dinamik IQ’ sına  bu seviye değil... Daha da fazlası, kalitesi, ileri hedeflere vardırılmış şekli ortaya konulabilir... Ben; elli yıllık kültür seviyesinin geldisini, tarihini biliyorsam bu, bu kadarla sınırlanmamalı... Bakınız, size basit bir örnek vereceğim. Biz, 1989-1990 yıllarında Beşparmak Dergisini hayata geçirdiğimiz, Söke Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesi Derneği kanatları altında “SALI TOPLANTILARI” yapıp, hafta sonları bir araç temin edip, ekip halinde İzmir-Karşıyaka Cep Tiyatrosunda tiyatro izlemeye giderken, Kuşadası’nda Şair ve Yazarların bir derneği bile yok-tu... davetlimiz olarak bize katılıp, gezi ve etkinliklerimizde yer alıyorlardı. Kuşadası ekibi olarak her zaman davet üzerine geliyorlardı. Zaman içinde onlar bizden çok şeyler öğrendi. Bizler ise ne elimizdekinin kıymetini bilebildik, ne de zamanı kendimize uyarlayabildik, ne de zamanla yarışımızı sürdürebildik. Onlar başardılar.. Biz yaya kaldık... Sahipsiz ve ilgisiz kaldık. Bocaladık. Kaybettik... 

O günden bugüne Kuşadası çok aşamalar yaptı... Çok köklü, kültür sanat organizasyonlarına imza attı. Biz de ne var? Gerileme var.. Yeterli gelişme yok denilecek kadar az... Söke, neden böyle oldu anlamak zor... Kuşadası’nın bu atağının arkasındaki güçlü imzalardan biri Ticaret Odası... İşte onun bir anlamlı, büyük, yüce bir çalışmasını gazeteden alıntı yaparak dile getireceğim sizlere..

Söke Ekspres Gazete’ mizin 17 OCAK 2008 tarih Perşembe günlü sayısının 10 ncu sayfasının  sağ köşesinde bir haber yer alıyor.. Özetle: “...KUŞADASI TİCARET ODASIN’DAN  KÜLTÜR HİZMETİ..” başlığı altında ne yazmış, bir okuyalım:

“...CUMHURİYETİN İLK ADALET BAKANI BOZKURT’UN HAYATININ ANLATILDIĞI ( KALPAK VE KARTAL ) İSİMLİ ROMAN, KUŞADASI TİCARET ODASINCA YAYINLANDI..”

Bu haberin altında bakınız Kuşadası Ticaret Odası Başkanı Serdar AKDOĞAN, AA muhabirine nasıl bir açıklama yapmış, özetle sunuyoruz:

“...İlçenin Kültürel ve sanatsal değerlerinin yeniden kazanılması amacıyla oda bünyesinde başlattıkları (Karakter Projesi) kapsamında ilk eserini yayınlamanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade ederek; “

(Mahmut Esat BOZKURT’ un Kuşadası’nın yetiştirdiği nadir değerlerinden birisi olduğunu ve Cumhuriyet tarihinde derin izler bıraktığını kaydetmiş, proje kapsamında bundan sonra, ödüllü yazarlar Mahmut ÖZAY ve Muzaffer İZGÜ, dünyaca ünlü Trompetçi Muvaffak FALAY, sinema sanatçısı Hülya KOÇYİ-ĞİT, Tambur Ustası Ercüment BATANAY ve ünlü yazar Sunullah ARISOY’ u sırasıyla ülke kamuoyuna anımsatacağız..) de-miştir.

Görüyorsunuz değil mi, sevgili okuyucularım? Kuşadası bizden sonra kültür sahnesinde ortaya çıkmış, fakat bizleri çok gerilerde bırakacak kadar hedef büyütmüştür.. Pekiyi; bizde neden olmuyor!? Acaba, neden? Başaramamamızın sebebi nedir acaba? Her şeye siyaset kattığımız için mi ki!?

Evet; ben, ondan şüpheleniyorum..  Sivil Toplum örgütleri olsun, siyasi merciler olsun, kurum ve kuruluşlar olsun toptan, ayrım yapmadan hepimiz her yapacağımız, yaptığımız işte önce siyaset düşünüyor, hemen siyasi kategorileri, kuralları gizli yada açık, hatta hissettirmeden ortaya koyuyor, siyasi düşünce  temsilcisi kişileri sanat, kültür ve edebiyat etkinliklerinin içine katıp, karıştırıyo-ruz..  Asıl amacından saptırıp, siyasi amaçlara indeksliyoruz..

İşte o zaman; insanlar bölük pörçük oluyor... Bir kesim sanata gönül ve ömür vermiş insanlar zarar görüyor.. İtiliyor, yalnız bırakılıyor, sahip çıkılmı-yor.. Olduğu yerde unutuluyor, hatta ağzıyla kuş tutsa, sanat değeri çok ileri düzeyde de olsa damgalanıp, boğazına siyasi yafta asılmış gibi kendi dümen suyunda boğulup, yok edilmeye çalışılıyor...

Elbette; böyle bir hastalıklı düşüncelerin, kaprislerin ve çekememezliklerin olduğu kent ortamında, sağlıklı kültür, sanat ve edebiyat ilerlemesi, gelişmesi beklenemez... İşte; Söke’nin yıllardır, görmemezlikten gelinen sorunu bu..

Bizleri bizden koparan; zehirleyip kurutan hastalık, ölümcül zehir bu...

Kuşadası ve diğer yerleşim bölgelerinde bu hastalık yok... Önceden olsa bile, yaraya zamanında neşter vurulup, hasta doku kesilip atılmış, tüm vücuda yayılıp kaplaması önlenmiş... Başarı da, bunun altında yatıyor.Onun için yazılan her mektup, yazan kişisi kim olursa olsun, isimsiz de olsa, adressiz de olsa yerini buluyor.. yanıt veriliyor. Başarılara, ortak imzalar atılıyor.

Gelin; bu yanlış yoldan, dönelim artık. Yoksa, adressizlikler içinde, tümden kaybolup, yok olacağız.. 
18. 01. 2008                                                                             

 Saat: 14. 02 

 Suat Tutak

 

ESİNTİ              

ONLAR DA SÖKE’NİN GÜZEL İNSANLARI...

 “Hem öğretmen; hem yazar, şair ve şaire...”

 Şimdi sizlere Söke’mizde yaşayan hem öğretmen; hem yazar, hem şair ve hem de şaire, iki güzel insandan söz edeceğim... Bu günkü konumuz bu sevgili okuyucularım..

Onların ikisi de, sayıp sevdiğim, değer verdiğim arkadaş, dost ve kalem arkadaşlarım. Bir bakıma da gönüldaşlarım.. Benim, değerlimdir ikisi de... Bir emekli öğretmen yazar-şair Nevzat SEÇEN, diğeri hala öğretmenliğine devam eden, Söke FATİH İLKÖĞRETİM OKULU değerli, saygın öğretmenlerinden sevgili şaire arkadaşım, dostum, gönüldaşım olan sayın İlknur MERSİN..

İkisi de oldukları yerde köşe taşı gibi mazbut, sağlam, hem mesleklerinde, hem de yazar ve şairlikte çok başarılı, geleceğin yıldızı olacak değerler...Benim haklarında bu yazıyı yazdığımdan haberleri yok... Çoktandır, ikisini de göreme-dim. Evde yeni yazılarım ve eserlerimle uğraştığımdan, pek dışarıya çıkamıyo-rum.. Derneğimize de gitmeyi biraz azalttım.. Ara sıra gidip, bulabildiğimle görüşüp geri dönüyorum. Orada da pek fazla kalıp, eğlenmiyorum. Kısa bir hal-hatır tamam.. Eyvallah, deyip ayrılıyorum. O nedenle; çok zamandır, yaklaşık bir haftadır, kendilerini görmedim.. Konuşamadım.

Söke Ekspres Gazetemizin 27 Aralık 2007 tarih Perşembe günlü sayısının 6. sayfasında Nevzat SEÇEN dostumun, “11. Hikmet Okuyar kültür ve sanat ödülü “  adlı yazısını az önce okudum. Şiirinden etkilendim.. Söke’yi ve köyle-rini çok güzel tanıtmış. Hoşuma gitti.. Başarılı ve ödülü hak etmiş bir çalışma... Kendisini kutlar, kucaklar, başarısının devamını dilerim.

Yine; Ekspres Gazetemizin 2 OCAK 2008 tarih, Çarşamba günlü sayısı-nın 7. sayfasının sol köşesinde yer alan İlknur MERSİN, “ Hikmet Okuyar Kültür Sanat Ödülünü aldı ” başlıklı yazıdan onun da, Nevzat SEÇEN gibi aynı yarışmadan ödül aldığını öğreniyorum..

Sayın, değerli ve sevgili şaire dostum, arkadaşım, öğretmenim İlknur MERSİN’ i de gönülden kutlar, tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.. Söke’mizin adını kişisel çalışmaları ile yurdun birçok köşesinden duyuruyor, tanıtımında bulunuyorlar.. Bunu başarmak, ödül almak, ses getirmek Söke için, Sökeliler için az şey değildir... Onun zorluklarını, zahmetini ve akıtılan alın terinden sonra almak onuru, gururunu ancak yaşayanlar bilir..

Dostlarım sağ olun, var olun.. Başarılarınız hiç bitmesin, daim olsun.. Bugün, bu tür çalışmalarınızın değerini bilemeyen, küçümseyen, önemsemeyen, dudak bükenler olabilir amma; sakın, yılmayın... Moraliniz bozulmasın. Zaman gelecek sizlerde benim gibi; bu tür ilgisizliklere, alışacaksınız.

1960 yılından buyana ben; o ilgisizlikleri göre göre, yaşayıp da bugünlere geldim. Sizler, yeni başladınız. Gençsiniz... Sabırlı olun. Gün gelecek, elbet bu yorucu, hummalı ve bunaltıcı, zorlu çalışma ürünlerinizin değerini bilecek, sahiplenecek birileri ortaya çıkacak, sizlere dost elini, sorunlarınıza çözüm elini  uzatacaktır.. Çalışmaya devam. Lütfen, yılmayınız... Umutsuzluğa düşüp, kalemi elinizden bırakmayınız.. Sakın ha... Öyle bir şey yapmanız; hem sizin gibi yüce hedefleri olan insanların sonu, hem de kültür, sanat ve edebiyatımıza en büyük, en acı, en af edilmez darbe olur... Lütfen; kötü niyetlilere bu zevki, tattırmayın.

Gelecek sizlerin elinde... Bizler artık; son tangoyu, oynuyoruz.. İkinci baharımızı yaşıyoruz.. Artık bizim, zamanımız kalmadı. Sınırlı.. Bakarsınız; bir gün, sert bir rüzgar esiverir.. Ki; ne zaman eseceği, belli olmaz.. Asırlık çınarlar gibi; yaşlı, yorgun dallarının arasında sıkışıp kalmış, bir hazan yaprağına dönü-şen bizleri, yerimizden söküp çıkarır, alaşağı yapıverir... Ve; kendimizi toprakta sürüklenirken, görüveririz.

İşte o zaman; o yaprağı, hoyrat ayaklar çiğnemesin diye alıp, bir kenara koyacak olan, sizlersiniz... Olabilir... Olmayacak şey değil. Hayat sürprizlerle dolu.. Unutmayınız. Gelecek, sizlerin elinde... Çalışmaya devam..  

   18. 01. 2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Suat TUTAK

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!