ŞİMDİ DE GÖZLER T.B.M.M’ DE… (Makalelerim)
DENGE
10.03.2008
Suat TUTAK
AB’ye uyum telaşı içinde son sürat yasaları değiştirip yenilemeye çalışan 2. Tayyib Hükümeti; bu günlerde, çalışanların hayat boyu umudu olan, yaşam gücü olan “EMEKLİLİK İKRAMİYESİNE” gözünü dikmiş durumda… Ve de emeklinin üç kuruş maaşına.
Bu çalışanlar; elleri öpülesi insanlar, daha önceki iktidarlar dönemle-rinde, Fonları da gördü, Devlet Tahvillerini de, Bono’yu da tattı, yaşadı. Fakat hiç birisi çalışan emekçilere yar olmadı. Hep yokluk, sıkıntı, ıstırap, çile getirdi. Yüzünü güldürmedi… Ama onları getirip yaşatan o iktidarların da yüzünü güldürmedi. Onlar da bir gün geldikleri yere, dönüp gittiler. Bir şeyi de unutmadan hatırlatalım. Acıyı getirip yaşatanlar bırakıp gittiler fakat, hakları ellerinden alınmak istenen, Allah’ın koruması altında olan o çilekeş çalışanlar, giden iktidarların ardından yine çalışmaya devam ettiler. Bugün de dimdik ayaktalar. Yarın da olacaklar… Daha sonra da.
O tahvillerin, fonların, bonoların tadını, kazığını, zorluğunu, parasının değerini nasıl sıfıra çevirdiğini, pula döndürdüğünü iyi biliyorlar. Çünkü; o sebeple çok yaşadılar, umut içindeki gizli umutsuzlukları… Onun için topluca telaşa, korkuya düştüler. Mitinglere, yürüyüşlere, gösterilere baş vurarak, yapılacak uygulamanın yanlış olduğunu anlatmaya çalışacaklar. Hükümet dinleyecek mi, dikkate alacak mı onları? Bence hayır… Yasa yine çıkacak. Aşamalarını tamamlayıp, resmi gazetede yayınlanıp, uygulamaya konacak. Öyle ise ne işe yarayacak? Halkın bu yasanın çıkarılmasından hoşnut olmadığını, iktidarın puanını düşürdüğünü ve halkın artık koyun sürüsü olmadığını anlatmış olacak. Yalnızca o kadar. Yine de hoşnutsuzluk-larını dile getirecekler.
O nedenle; 14 Mart 2008 günü mitingler, yürüyüşler yapma kararını aldılar. Sendikaların, sivil Toplum örgütlerinin organizesi ve öncülüğünde bir kez daha seslerini yükseltecekler. Tabii, duyan olursa… Duyurmalarına izin verirlerse, duyurabilirlerse. Vermek istedikleri mesajı anlatabilirlerse…
25 -30 sene her türlü sıkıntı, zorluk ve boğaz tokluğuna, hatta son yıllardaki ekonomik şartlara göre boğaz tokluğuna değil, sefalet içinde çalışan, gençliğini, ömrünün en güzel çağlarını, yaşlarını, senelerini, bir dilim yasal kazanılmış (Helal) ekmeğe harcayan çalışanlar, sizce bunu mu hak ediyorlar… Tüm sıkıntılarını, zorluklarını, emeklide alacakları o, üç-beş kuruş Emekli İkramiyesi hatırına katlanmıyorlar mıydı ?
Şimdi o umudu; o hakları da ellerinden alınıyor artık… Hem kademeli olarak sigortalı gün sayısı, 9000 iş gününe çıkarılıyor, hem de emekli yaşı 65 yaşına çekiliyor. Hem de emekli ikramiyesi, hizmetinin sonunda nakit olarak verilmeyecek… Emekli olacak kişinin adına bonolar, tahviller düzenlenecek ve emekli ikramiyesi belirlenecek bir banka hesabında, bir fona yattırılacak… Yani bana göre şöyle denilmek isteniyor, bir bakıma: Zaten Türkiye’de yaşam koşulları nedeniyle azami ömür 65 sene… Çalışan tüm ömrünce çalışsın. Emekli olmadan ölsün. İktidarlar emekli maaşıyla uğraşmasın. Emeklinin maaşı, birikimi olduğu gibi iktidarın tasarrufunda, harcamasında kalsın, iktidarlara bir gelir kapısı daha açılmış olsun… Tek cümle ile anlatımı ise: Sen çalış yesen de olur, yemesen de. Bir yiyen bulunur… Bu zihniyet nasıl bir zihniyet? Hangi hakkaniyete dayalı bir adalet? Orasını sizlere bırakıyorum. O da yetmiyormuş gibi, emeklilerin maaşlarını da makaslamaya çalışıyorlar… Verdiği para o kadar çok da, bizler harcayacak yer bulamıyoruz sanki… Şimdi durup sormak lazım.
Peki; o çalışanların arasında öyleleri de var ki. Çalıştığı sürece bir ev sahibi olamamış, emekli olacağı yıllarda çocuklarının yaşı üniversite okuyacak yaşa gelmiş, kimileri de evlenecek yaşa gelmiş, kimileri de diğer sosyal yaşam ihtiyaçlarını karşılamak hayali ile ömür boyu çalışmış, bunlar en doğal hakkı değil mi çalışanların !? Tüm bunları alacakları emekli ikramiyesi ile karşılıyor çoğunluğu… Kimi de, ömür boyu bitmeyen, tükenmeyen yıllanmış borçlarını ödeyip kalanıyla kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Ömrünün son yıllarını kimseye muhtaç olmadan özgürce sıkıntısız yaşamak, beş-on yılını insanca yaşadım diyebilmek istiyor.
Emekli ikramiyesini nakit alamazsa, onca çalışan yoksul insanın, başka geliri ve güvencesi de yoksa umutları ve de ömrünce düşündükleri hayalleri nasıl gerçek olacak. Nasıl gerçekleştirilecek? Bunların cevabını verebilir misiniz onlara?
O da yetmiyormuş gibi; emeklilere çok bir maaş veriyorlarmışcasına, onları maaşlarını da azaltmak ya da bir miktarını kesmeye gitmek istemeleri, hangi akıl, mantık, vicdan, muhasebe, adalet ilkesine uydurulacağı merak edilmektedir.
Bu ulusun saf, gariban, yoksul, dar gelirli, yiyeceği ekmeği dahi almakta zorlanan, halkının çoğunluğunu oluşturan insanlarının çilesi ne zaman sona erecek? Belki birileri emekli olduklarında Türkiye’yi terk edip Amerika, Avrupa ülkeleri gibi yüksek olanaklı yerlere taşınıp yaşayacaklar, kendilerine yeni bir yaşam kuracaklar, belki onların alacakları emekli maaşları ya da yan gelirleri o günlerini yatlarda, katlarda yaşayacağı imkanı sağlayacaktır. Onların kazancında da gözümüz yok.. Bir elleri yağda, bir elleri balda b ir yaşam sürebilirler amma, çoğunluğu yoksul olan benim milletimin, kaçta kaçı o yaşam düzeyini bulabilir?
Tüm bunlar çok düşündürücü olaylardır… Bugün bu milletin sıkıntı, acı, zorluk ve darlıklarından haberi olup, yine bu insanların oyları ile orada, ulusu yöneten ve de ulusun refahı değil cefası için çıkarılacak yasaları engellemeden, çıkmasına ve de uygulanmasına yardımcı olan tüm seçil-mişler, iyi düşünmelidirler. Bu çok büyük vebal ve sorumluluk isteyen bir yüce davadır. Yüce Türk Ulusu’nun yoksul ve çoğunlukta olan insanlarının hak, hukuk, adalet konusudur.
Lütfen insanlarımıza daha fazla acı vermeyelim. Bir avuç yüksek gelirli, mutlu azınlığın gönlünü yapmak için, onlara daha bol gelirli bir yaşam standardı verebilmek için, Yüce Türk Ulusu’nun yoksul, sıkıntılı, dar gelirli, çaresiz insan çoğunluğunu daha fazla üzmeyelim… Ahını almayalım. Birilerinin hatırına birilerini harcamayalım…
Unutmayalım ki; bir garibin ahı ve bir damla gözyaşı yeri, göğü titretir, yerinden oynatır.
Ah çektiren, ah çeker… Kan kusturan kan kusar. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var.
Bizim görevimiz yalnızca hatırlatmak…

0 yorum yazılmıştır